United States Institute of Peace uzmanı Jubin Goodarzi, İran ile Suriye arasındaki ilişkilerin ittifakın tarihçesini ve nedenlerini yazdı.
İsviçre Cenevre Webster Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Pdofösürü olan Jubin Goodarzi, United States Institute of Peace internet sitesinde 29 Ekim 2010 tarihli analizinde, yani Suriye’deki olaylar çıkmadan önce, İran ile Suriye arasındaki ilişkinin koparılması için bir "arabozucu"ya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
İRAN VE SURİYE
JUBIN GOODARZI
United States Institute of Peace
[ primer ] İran ve Suriye ittifakı, sahip oldukları ortak dava ve ortak düşmanlardan ileri geliyor. 1979 devriminden beri bu iki ülke, kendi konumlarını güçlendirmek, bir milis kuvvetler ağı yaratmak ve muhaliflerin planlarını boşa çıkarmak için siyasi araçlarını ve askeri kaynaklarını paylaştılar. İkisi birlikte, Saddam Hüseyin’in Irak’ının, bölgede lider güç olmasının önüne geçtiler. 1984 yılında, ABD barış güçlerinin Lübnan’dan çıkası konusunda baskı uyguladılar ve 2000 yılında sona eren 18 yıllık işgal boyunca İsrail’in, Lübnan’ı, kendi yörüngesine sokma çabalarını boşa çıkardılar. Bu iki dost ülke Hizbullah’ı, Hamas’ı, İslami Cihad’ı ve bir dizi Filistinli radikal grubu desteklediler. Hepsi barışı reddediyor. Ve birlikte, altı Amerikan başkanının da başına bela oldular.
İttifak, ayrıca bir ortak ihtiyacı da içeriyor. Bu iki grup birlikte hareket ederek, hayatta kalma şanslarını arttırıyorlar. Ayrıca, beraberce hareket etmek suretiyle uzun vadeli hedeflerini de daha kolay gerçekleştirebilirler. Suriye’nin hedefi, Golan Tepelerini geri almak ve Lübnan politikaları üzerindeki veto hakkını koruman, İran’ın hedefi ise Pers Körfezindeki en önemli bölgesel aktör olmak ve müttefiklerinin, Irak yönetiminde bulunmasını sağlamak. Ayrıca ikisi de bölgede Arap çıkarlarını (Şam meselesinde olduğu gibi) ve İslami çıkarları (İran meselesinde olduğu gibi) korumak istiyorlar.
Altı Safha
İran ve Suriye arasındaki ilişkiler, altı ayrı safhadan geçti.
Birinci Safha: Yeni İttifak – 1979-1982
Suriye, İran’da şahın devrilmesinden sonra kurulan ilk geçici hükümeti tanıyan ilk arap ülkesi, ve de dünyada Sovyetler Birliği ve Pakistan’dan sonra tanıyan üçüncü ülke olmuştur. Şam, 1980 yılında Irak’ın İran’a girmesi sonrasında diplomatik ve askeri açıdan Tahran’a az da olsa destek sağlamıştır. İttifak, 1982 Mart’ında, bir üst düzey delegasyonun Tahran’ı ziyaret etmesi ve petrol ve ticaret üzerine bir dizi çift taralı anlaşma ile askeri konularda gizli bir anlaşma imzalanması ile resmiyet kazandı.
İkinci Safha: Suriye-İran Gücünün Doruk Noktası – 1982-1985
Çift taraflı işbirliğinin doruk noktası, İsrail’in Lübnan’ı işgali ile başladı. 1982’de İsrail Lübnan’a girdi ve oradaki Suriye güçlerini püskürttü. Bunun üzerine Hafız Esad, İran’ın, Lübnanlı Şiîler üzerindeki etkisini kullanarak bir terör ve gerilla savaşı kampanyası başlattı (hükümete, İsrail işgal güçlerine ve ABD-Fransa barış gücüne karşı bir kampanya). Birlikte, birçok yıkıcı eyleme imza attılar: 1982 yılında başkan Bashir Gemayel suikasta uğradı. Tyre’deki İsrail askeri merkezleri, 1982 Kasım’ında bombalandı. 1983 Nisan’ında Beyrut’taki ABD Elçiliği, ilk modern Müslüman intihar bombacıları tarafından bombalandı. Çok Uluslu Güce bağlı ABD deniz kuvvetleri ve Fransız birlikleri 1983 Ekim’inde bombalandı. Güney Lübnan’daki İsrail merkezleri 1983 Kasım’ında yine bombalandı. 1984 Eylül’ünde doğu Beyrut’taki ABD elçiliği bombalandı. ABD güçleri, misyonun tamamlayamadan 1984 başlarında çekildiler. 1983 İsrail-Lübnan barış anlaşması feshedildi. Ve İsrail, birliklerini kısmî olarak geri çekmeye başladı.
Üçüncü Safha: İttifak gerilimleri ve eksenin sağlamlaşması – 1985-1988
1980’lerin sonu, Suriye-İran ilişkilerinin en problemli dönemi oldu. Lübnan iç savaşı ve İran Irak savaşı, iki ülkenin kaynaklarını kurutarak, Suriye-İran ittifakının siyasal etkisini azalttı. Suriye ve İran, Lübnan’daki savaşa dâhil oldular ve karşı karşıya geldiler. Suriye, Lübnanlı Şiilerin uzun süre temsilcisi olan bir siyasi parti ve milis gücü olan Amal’ı destekledi. Şam, kendi etkisine alabileceği bir seküler devleti destekledi. İran, Hizbullah’ı destekledi. Ayrıca İran, özellikle Şiîler olma üzere Lübnan’daki Müslüman çoğunluğa büyük güç sağladı.
Birbirine rakip olma durumları sonunda bitti. Suriyeliler, Amal-liderliğinde, 1985-1987 yılları arasında Filistinli mülteci kamplarının abluka altına alınmasını destekledi. İran, çatışmaya barışçıl bir son vermek için arabuluculuk yapmayı denedi. Sonunda Tahran ve Şam, kilit meselelerle ilgili bir kanıya vardı: Suriye’nin Levant’taki çıkarları önceliklidir. Şam, İran Körfezinde Tahran’a riayet edecektir.
Dördüncü Safha: Saddam Hüseyin’in Irak’ının Gelişmesini Engelleme Politikası –1988-1991
İşbirliği, Irak’ın yükselen gücünü kontrol altına almaya ve Başkan Michael Aoun’un 1988-1989 yıllarında Lübnan’da gerçekleştirdiği Suriye karşıtı ayaklanmayı ezmeye yoğunlaştı. Körfez savaşı boyunca Suriye, ABD önderliğindeki güçlere destek sağlarken İran tarafsız kaldı. Akabinde devam eden orta doğu barış çalışmalarından payını alacağını uman Suriye, Irak’ın bölgedeki gücünün zayıflatılmasını bekliyordu.
Beşinci Safha: Soğuk Savaş sonrası ittifakın işbirliği – 1991-2003
Soğuk Savaş sona erdiğinde ABD dünyadaki tek egemen güç olarak kaldı. Dolaysıyla İran ve Suriye’nin birileri için önemi arttı. İki ülke, balistik füze üretiminde ve de Hizbullah ile Hamas’ın silahlandırılması konularında işbirliği yaptı.
Bu safhada hem İran hem de Suriye, ABD ile flört etti. Şam, ABD’nin barış çalışmalarına destek verirken İran ise, güvensizlik duvarının yıkılması önerisinde bulundu. Fakat ikisi de bir ilerleme sağlayamadı.
Altıncı safha: 2003 Irak savaşı sonrasında ittifakın yeniden dirilişi
Irak’ın işgali sonrasında iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden iyileşti. Her iki ülke de Saddam’ın gidişine sevindiyse de, yeni hedefin ya İran ya da Suriye olabileceği korkusuna kapılarak, ABD ordusu ve yeni Bağdat hükümetine alternatif olan birçok yerel ve dış gücü desteklediler.
Obama’nın çekilme kararını açıklamasından sonra iki ülkenin de Irak’taki rolü arttı. Tahran, önde gelen Iraklı politikacılarla ilişkilerini iyileştirdi çünkü Bağdat ile tekrar düşman olmak istemiyordu. Suriye ise sınırları boyunca isyancıların ülkeye irişlerini yasakladı. İki ülke de Irak’ın bir iç savaşa sürüklenmesini istemiyor ama aynı zamanda Bağdat’ın, ABD’nin kontrolünde olmasına da sıcak bakmıyorlardı.
Güçler Dengesi
1979’dan bu yana Suriye-İran ittifakındaki güç dengesi değişti. 19802lerde Suriye daha güçlü iken şimdi güçlü olan taraf İran’dır.
1976’dan 2005 yılına kadar Suriye, Lübnan’daki egemen güçtü. Fakat 2005 yılında birliklerini çekince, bu gücünü kaybetti. Akabinde, İran yanlısı Hizbullah’ın etkisi ile birlikte İran, Lübnan’da egemen güç oldu. 1980’lerde, Camp David anlaşmalarıyla Mısır’ın bölgedeki gücünü kaybetmesi sonucu Suriye’nin bölgedeki rolü arttı. Ayrıca, 8 yıl süren savaşları dolayısıyla İran ile Irak’ın da güçleri zayıfladı. Ayrıca Suriye, 1991 yılına kadar Sovyetlerden siyasi, askeri ve ekonomik destek aldı.
İkisi arasındaki güç dengesi, kısmen silah yüzünden değişti. İran-Irak savaşı boyunca, Suriye, İran’a silah sağlama kanalıydı. Özellikle 1982’de Sovyetlerle arasının bozulması ve 1983’te ABD tarafından uygulanan ambargo sonrasında Suriye’nin önemi, İran nezdinde yükseldi. Fakat İran, 1980’ler ve 1990’larda kendi silah endüstrisini yarattı. Şimdi İran Suriye’ye, Rusya’ya, Kuzey Kore’ye ve daha başka ülkelere silah satıyor.
1980’lerde İran, arap dünyasından kopmamak için Suriye’ye ihtiyaç duyuyordu. Fakat Irak’ın Kuveyt’e saldırması sonrasında, birçok Arap ülkesiyle olan ilişkilerini onardı. Şimdi Arap sokaklarında İran, diğer Arap ülkelerinden daha popüler. Bunu sebebi, İran’ın, nükleer meselesinde, yüksek petrol fiyatları ve Irak ve Afganistan’daki ABD güçlerine verdiği tepkiden dolayı halkın sempatisini kazanmasıdır.
Sürekli Evlilik
Suriye-İran ittifakının uzun sürmesi, kısmen savunmaya yönelik bir doğasının olmasından ileri geliyor. 30 yıl boyunca ikisinin de amacı, bölgede Irak’ın, İsrail’in ve ABD’nin gücünü azaltmaktı. Savunma ittifakları, belirli ve sınırlı hedefleri olduğu için daha uzun sürerler.
Bu ittifakın uzun sürmesi, ideolojilerinin farklı olması ile de alakalıdır. Aynı BAAS ideolojisine sahip oldukları için Suriye ve Irak, zaman zaman savaşan iki siyasi rakipti. Suriye ve İran arasında böyle bir rekabet söz konusu olmamıştır.
Gündemleri ve hedefleri de farklıydı: İran, İslami blokun liderliğini istiyordu, Suriye ise Arabizmin atan kalbi olmayı… Lübnan meselesinde kısa süreli bir rekabet yaşasalar da iki ülke hiçbir zaman hiçbir konuda yarış halinde olmamıştır.
Gelecekte ne olacak?
* Suriye ile İran’ı ayırmaya yönelik çabalara rağmen iki ülke arasındaki işbirliği devam ediyor. Bu işbirliğini bozmak için, önemli bir arabozucu olayın gerçekleşmesi gerekiyor.
* İran ve Suriye, birçok sebepten ötürü bölgedeki etkilerini devam ettiriyorlar: Müttefik milis güçleri, bölgede, özellikle de Lübnan’da ve Filistin Otoritesi üzerinde etkili durumda. Ayrıca Ortadoğu barış çabaları, 1990’ların ortalarından beri yeni paktlar üretmedi. Ve ABD’nin dikkati, başka yere odaklandı.
