Fransa’nın Yeni Ermeni Kartı: Türkiye-Fransa İlişkilerinde Kriz
Ermeni sorunu konusunu Türkiye açısından önemli kılan sebep, Batılı devletler tarafından dayatmacı bir yöntemle sorunun, siyasî olarak Türkiye’ye karşı politik bir araç şeklinde kullanılmasından ileri gelmektedir.
Ermeni sorunu ile ilgili bir diğer olgu da farklı ülkelerin parlamentolarında Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul etmeleridir. Dünyanın değişik ülkelerinin Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul etmelerinin Türkiye açısından herhangi bir bağlayıcılığı olmasa da her hangi bir ülkenin parlamentosunun tarihi bir olayı tek taraflı bir şekilde oldubittiye getirerek kabul etmesi, Türkiye cephesinden kabul edilebilecek bir durum değildir.
Batılı devletlerin, Ermeni iddialarını Türkiye’nin “soykırım” olarak kabul etmesini gerek AB sürecinde Türkiye’nin karşısına çıkartmaları gerekse ABD’nin yaptığı gibi Türkiye ile ilişkilerinde konuyu pazarlık aracı olarak kullanmaları ve konu üzerinde geri adım atmadan istikrarlı bir politika dâhilinde Türkiye’ye yönelik dayatmacı siyasî baskı şeklinde uyguladıkları stratejiler, Türkiye’yi dış politikasında ciddi şekilde rahatsız etmiştir/etmektedir. Söz konusu baskılara karşılık Türkiye’nin karakteristik siyasî tavrının ise, kendisine isnat edilen suçlamaları reddetmekle birlikte, konu, tekrar herhangi bir şekilde yeniden gündeme gelinceye kadar, sorun ile ilgili çalışmalarını rafa kaldırması ve Ermeni iddiaları ile ilgili suçlamayı yapan ülkeyle ilişkilerini de koparmama/devam ettirme şeklinde seyrettiği görülmüştür. Bu konudaki en somut örneği, Fransa’nın 2001 yılında Ermeni iddialarını soykırım olarak kabul eden yasa tasarısını kabul etmesi ve resmileştirmesi olgusuna rağmen, yasanın kabulü öncesi ilişkilerin yasanın kabulü sonrasında da, yasa öncesi normal seyrine dönen ve devam eden Türk-Fransız ilişkilerinde gözlemlemek mümkündür.
Jack Şirak’ın cumhurbaşkanlığı döneminde 30 Ocak 2001’de “Fransa, 1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanır” şeklindeki bir yasayı onaylamıştı. Fransa Milli Meclisi 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini de 2006 yılında onaylamıştı. Fakat Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin senatoya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı. Fransa bu defa ’’Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl ve 45 bin euro para cezasına çarptırılır’’ şeklindeki ifadeyi yasalaştırma gayreti içerisine girmiştir. Fransa’daki Sosyalistler, bu yasa teklifini Mayıs ayında senato gündemine getirmiş, fakat ezici bir çoğunlukla teklifin oylanma önerisi reddedilmişti. Ancak 7 Aralık 2011’de Fransa Milli Meclisi Yasalar Komisyonu’nda kabul edilen teklif, Başkanlık Divanı’nda hükümetin de desteğiyle gündeme alınması kararlaştırılmış ve 22 Aralık 2011’de Fransız Milli Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
Bir Avrupa ülkesi olarak Fransa’nın Ermeni iddialarını kendi ülkesinde yasalaştırarak kabul etmesi, Ermeni sorunu özelinde 2000 sonrası süreçte, sorun açısından bir “milat” olmuştur. Olayı “milat” yapan gelişmeyi, Fransa’nın böylesi bir kararına karşılık Türkiye’nin “tepkisizliğinde” aramak doğru olacaktır. Zira Fransa’nın bu girişiminden sonra Türkiye’nin ciddi anlamda Fransa’ya karşı tepki nitelikli bir diplomatik çıkışının olmaması, diğer ülkeler tarafından gözlemlenmiş ve bu süreçten hemen sonra ardı ardına dünyanın değişik ülkeleri tarafından soykırım iddiaları gündeme getirilmiş ve birer birer değişik ülkelerin parlamentolarında Ermeni iddialarını, “soykırım” olarak niteleyen kararlar çıkmaya başlamıştır. Öyle ki, Fransa’nın Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kanunlaştırdığı tarih olan 30 Ocak 2001’e kadar içlerinde ABD, Uruguay, Arjantin, Rusya Federasyonu, Kanada, Lübnan, Yunanistan, Belçika, İtalya ve Avrupa Parlamentosu’nun da bulunduğu yaklaşık 10 ülkenin parlamento kararları (bazı ülkelerin parlamentoları farklı zamanlarda tekrar benzer kararı almıştır) bulunurken, Fransa’nın iddiaları yasalaştırdığı 2001 yılından 2007 yılına kadar devam eden süreçte Ermeni iddialarını “soykırım” olarak niteleyen ülke parlamentolarının sayısı yaklaşık ikiye katlanmıştır.
Fransa’nın 30 Ocak 2001’de Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul eden yasasından hemen sonra 2001 yılında Vatikan sözde Ermeni soykırımını tanımıştır. Vatikan’ı 10 Aralık 2001’de, Ermeni soykırım iddialarını benimseyen bir kararla Cenevre Kantonu takip etmiştir. Vaux Kantonu da 23 Eylül 2003’te benzer bir karar almıştır. İsviçre, 16 Aralık 2003 tarihinde 107 olumlu, 67 olumsuz ve 11 çekimser oyla aldığı bir kararla sözde Ermeni soykırımını tanımıştır. Kanada Parlamentosu ise, Ermeni iddialarını destekleyen kararı 21 Nisan 2004’de kabul etmiştir. Ermeni iddialarını parlamentosunda kabul eden bir diğer ülke Slovakya olmuştur. Slovakya’da kayda değer Ermeni olmamasına rağmen Slovakya Parlamentosu’nun 30 Kasım 2004’te sözde Ermeni soykırımı ile ilgili kabul ettiği karar şaşırtıcı olmuştur. Bunları, 21 Aralık 2004’te Hollanda Parlamentosu’nun aldığı karar ile 19 Nisan 2005 tarihinde Polonya Parlamentosu’nun oy birliği ile aldığı karar takip etmiştir. 22 Nisan 2005’te Rusya Federasyonu Duması, 14 Nisan 1995 yılında almış olduğu kararın bir benzerini kabul ederken Arjantin Senatosu ise, 20 Nisan 2005’te 1993, 2003 ve 2004 yılı kararlarını tekrar eden bir karar kabul etmiştir. 3 Mayıs 2005’te Uruguay Meclisi bir karar kabul etmiştir ki, ilk kararı 1965’te alan Uruguay Meclisi, 26 Mart 2004’te de aynı kararı kabul etmişti. Bir diğer şaşırtıcı durum da 3 milyona yakın Türk’ün bulunduğu ülke olan Almanya’da yaşanmıştır. Öyle ki, 16 Haziran 2005’te Alman Parlamentosu “soykırım” kelimesini kullanmadan bir karar kabul etmiştir. Soykırım iddialarını içeren kararları alan ülkeler kervanına katılan bir diğer ülke parlamentosu da 14 Temmuz 2005’te sözde Ermeni soykırımı iddialarını benimseyen bir kararı kabul etmekle Venezuela olmuştur. Ayrıca, Brezilya’nın San Paulo Bölgesi Parlamentosu 20 Ekim 2005’te soykırım iddialarını kabul eden ve bunun federal düzeyde tanınmasını isteyen bir kararı kabul etmiştir. 22 Haziran 2005’te Kırım Parlamentosu bir karar kabul ederken Litvanya Parlamentosu ise, 15 Aralık 2005’te bir karar kabul etmiştir. 2007’ye gelindiğinde ABD’de kararı kabul eden eyalet meclislerinin sayısı 36’ya yükselmiştir. Konu ile ilgili ilk kararı 1987 yılında alan Avrupa Parlamentosu ise, değişik zaman aralıklarında Ermeni iddialarını destekleyen kararlar almaya ve bu konuda Türkiye’ye baskı yapmaya devam etmiştir.
Fransa’nın Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul ederek yasalaştırmasından sonraki 6 yıl içerisinde yoğun bir şekilde diğer ülke parlamentolarının konuyu gündemlerine taşıyarak kabul etmeleri, ayrıca değişik ülkelerde sözde “soykırım” anıtlarının dikilmesi ve diğer Ermeni yanlısı birçok faaliyetin artması olgusu, sorun ekseninde düşünüldüğünde Türkiye açısından dikkate değerdir. Aynı sürecin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri Türkiye-Batı ilişkilerinde (özellikle Türkiye’nin AB sürecinde) en çok yakınlaşmanın gerçekleştiği bir dönem olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, bilimsel yaklaşımı göz ardı ederek tamamen Ermeni iddialarına siyasi nedenlerle yaklaşan Batı dünyasının Türkiye algılamasının tablosunu göstermesi bakımından da önemli olduğu görülecektir. Bu noktada objektif bir değerlendirme ile Türk dış politikasının zafiyetini görmemek de mümkün değildir. Öyle ki, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerine hâkim olan tek yanlı bağımlılık siyasetinde sürüklendiği sürecin resmini gösteren bu tablo, karşı tarafa (Batı dünyasına) Türkiye’yi bu konuda sıkıştırma pozisyonunu da doğal olarak vermiş bulunmaktadır. Türkiye’nin Batı ile bütünleşme çabasında ulusal çıkarlarını dahi göz ardı ederek sergilemiş olduğu ‘her ne olursa olsun AB’ye girme arzusu’ şeklindeki olağanüstü istek, Batılılar tarafından iyi algılanmış ve bu algı, Batılılara Türkiye üzerinde kendi çıkarlarını kabul ettirme noktasında dayatmacı bir üslup imkânını sunmuştur.
Batı dünyasının Ermeni iddialarına büyük bir şevkle sarılmalarının değişik sebepleri üzerinde durulabilir.
Batılıların, tarihi süreç içerisinde Ermeni halkını kullanarak zaten kendilerinin palazlandırdıkları ve ortaya siyasi bir mesele olarak çıkardıkları sorunu, tarihi süreç içerisinde kendi çıkarları için kullandıkları Ermenilere karşı bir vefa borcu olarak sahiplenerek savunma istemlerinin olduğu düşünülebilir. Ayrıca, Batılı devletlerin zaman zaman pazarlık kartı olarak da kullandıkları Ermeni iddiaları konusunu, kendi menfaatleri ekseninde dış politikalarında Türkiye’ye karşı stratejik bir araç şeklinde kullandıkları da görülmüştür. Bir diğer sebep olarak ise, Batı dünyasındaki her bir ülkenin, kendi tarihi boyunca, bir şekilde işlemiş oldukları insanlık suçlarının ve katliamların, sadece Hıristiyan devletler tarafından yapılmadığını, benzer bir eylemi, Doğu dünyasında da Müslüman temelli bir devletin -hem de Hıristiyan bir topluluğa karşı- işlemiş olduğu tezini, söz konusu iddiaların doğruluğuna veya yanlışlığına bakmaksızın, kabullenerek, kendilerinin işlemiş oldukları insanlık suçlarında ve katliamlarında, yine kendilerini haklı görme/gösterme olgusunun olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır.
22 Ararlık 2011’de Fransız Milli Meclisi’nde teklifin kabul edilmesi, yasalaşması anlamına gelmiyor çünkü teklifin yasalaşması için Senato’nun da onayı gerekiyor. Her ne kadar 2012 Nisan ayında Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri için Sarkozy’nin teklifi desteklediği yorumları yapılsa da bu yasa teklifinin sırf bu yüzden gündeme getirildiğini düşünmek konuyu sığ bırakır. Çünkü Fransa’da yaşayan Ermeni nüfusu kadar Türk kökenli Fransız vatandaşları da bulunmaktadır. Fransa’da yaşayan diğer Müslüman gruplar da dahil edildiğinde, Ermeni seçmenleri gerekçe göstererek böyle bir teklifi Fransa’nın, sırf bu yüzden gündeme getirdiği tezi zayıflar.
Yukarıda da ifade edildiği gibi, Türkiye’nin Batı ile bütünleşme çabasında ulusal çıkarlarını dahi göz ardı ederek sergilemiş olduğu ‘her ne olursa olsun AB’ye girme arzusu’ şeklindeki olağanüstü istek, Batılılar tarafından iyi algılanmış ve bu algı, Batılılara Türkiye üzerinde kendi çıkarlarını kabul ettirme noktasında dayatmacı bir üslup imkânını sunmuştur.
İkili ülke ilişkilerinde Fransa kaynaklı olarak ortaya çıkan krizde, Türkiye 2001 yılındaki göstermelik tavır(sızlık) diplomasisini uygularsa, Fransa’dan sonra başka Batılı ülkelerle de aynı sorunu yaşayacaktır. Cezayir sabıkası bulunan Fransa’ya Türkiye bu defa mutlaka geri adım attırmak zorundadır.