Buğulu bir pencerenin sıcak tarafından bakıyorum soğuğa. Kaldırımlar ıslanmış. Dışarıda sadece sokak lambalarının ve tabelaların ışığı var.
Odamı yarım yamalak aydınlatıyordu. Işığın evimi etkilerken, soğuğun bir sokak çocuğunu nasıl etkileyeceğini düşündüm. Ben sıcacık odamda
otururken onun yalın ayaklarıyla ıslak kaldırımlara bastığını, ben bitiremediğim yemeği çöpe atarken onun çöpten yemek aramaya mahkum
edildiğini düşündüm. Kalın kıyafetlerimin içinde üşürken onun incecik, eskimiş, kirlenmiş, korumasız kıyafetleriyle dişleri birbirine vurarak
sığınacak üstü kapalı bir çatı aradığını düşündüm.
Çoğu zaman yanımızdan geçtiklerini bile fark etmemeye alışmışız biz. Düşüncelerimiz onları görmeyi reddetmiş. Kim bilebilir ki neden
sıcak bir yuvaları yok. Onlardan daha iyi kim bilir yarı aç yarı tok gezmeyi. Kim onlar kadar korkar kıştan? Sıcak bir çorbanın değerini onlardan
daha iyi kim bilir?
Belki zaman zaman hepimizin aklına geliyordur bu düşünceler. Ama önemli olan yaptıklarımız ve yapacaklarımız. Biz ne yaptık? Yediğimiz
yemeğin, içtiğimiz suyun, giydiğimiz kıyafetin bile hala değerini bilmiyoruz.
Fatih ÇOBAN
Ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması asılı kalan çocuk varya,
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk
o benim işte , o benim abi
sahi, bir annem olmalıydı değilmi?
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi, tadı nasıldı anne sütünün?
anneler nasıl okşar çocuklarını
anne kokusu nasıldır kimbilir?
ana ha?
bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisin abi?
tıpkı sulu boya resimlerdeki gibi
sımsıcak…
Sahi abi, senin gözlerini kesmiyor değil mi
bir köprünün soğuk gergin ve karanlık bedeni …
sahi sen hiç seyrettin mi ay dedeyi bir köprünün altından?
üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken?
abi sen, abi sen? boşver…
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben, aha şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyırom yaşama
gel boyat ayakkabılarını
boyat da resmi çıksın
dostun, düşmanın tüm kaldırımlara
sayfa no: yok
cilt no: yok
hane no: yok
yokların varlığında tam göbek bağından yakalandın mı hiç yalnızlığa?
sahi bir de… bir de babam olmalıydı değil mi?
baba?
beni dövecek bir babam bile yok biliyor musun?
nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan
kim bilir bayramda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum !
Bayramlarınızda vardı sizin öyle değil mi
arefeleriniz…
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum
güneşe ve mehtaba…
yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek
serseri ıslıklar…
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi
şımarırdım öylesine
boşver abi, kimin neyine bayram
kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
söylesene, göremediğin rüyanın düşünü kurarmısın
ahmet, bir düş görmüş geçenlerde
yorgun ve geç gelen bir gecede
utanırken anlattı, anlatırken utandı
bir ip bağlamış gök kuşağına
“bak ana uçurtmamı gördün mü
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?”
ahmetin düşü işte…
bana düşlerini kiralar mısın abi
bedava boyarım ayakkabılarını
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver…
bak iyi parlayacak bu ayakkabılar
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni
gazete manşetleri, 3. sayfa haberleri düşünsün
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün
sen beni düşünme, düşünme be abi
nasıl olsa ben olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla
basıyorum tüm kaldırımlara…
olmasa da annesi babası sokakların
sokak çocuğuyum işte
ben sokak çocuğuyum
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde
ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya
işte o benim
o benim abi
o benim….