Praxıs Düşünce Enstitüsü’nden Emrah Usta, Bin Ladin’in Pakistan ordusunun merkez üssü sayılan Rawalpindi’ye çok yakın bir kasabada öldürülmesi sonrası, ABD-Pakistan ilişkisini ve ABD’nin yeni Pakistan stratejisini yazdı.
Emrah Usta *
Yakın tarihten bu yana Amerikan-Pakistan ilişkileri bölgede dengeli bir seyir izlerken, bugünlerde hiçbir zaman olmadığı kadar gerileşti. Bin Ladin’in Pakistan ordusunun merkez üssü sayılan Rawalpindi’ye çok yakın bir kasabada Amerikan özel birlikleri SEALs tarafından öldürülmesi, Washington ve İslamabad’da deprem etkisi yaratmıştı. Bu gelişmeyle milat yaşayan ve yeni bir dönüşüme giren Güney Asya aktörlerinin Amerika’ya karşı eski kartları oynamayacağı açıktır.
Bin Ladin operasyonu sonrasında uluslararası egemenlik haklarına saygı duyulmamasına tepki gösteren Pakistan yönetimi gelişme sonrası, ABD’den ülkesinde bulunan askerî birliklerinin bir kısmını çekme talebinde bulunmuştu. Bu talebe cevapsız kalamayan ABD yönetimi 800 milyon dolarlık askerî yardımı askıya almıştı. Bu gibi askerî harcamalar bir yana dursun bölgedeki bir diğer gerginlik konusu, Beyaz Saray’ın geçtiğimiz aylarda yüzlerce sivil Pakistanlı ve Afganistanlının ölümünden sorumlu olan (Predatörler) insansız uçak programının kapsamına, Güney ve Kuzey Veziristan’dan sonra stratejik noktada olan Belucistan bölgesinin alındığını açıklamıştı. Böylece bölgedeki çatışmalara ABD de müdahil oldu.
Zira yapılan bu saldırıların Pakistan tarafında ciddi rahatsızlık uyandırdığı gözlemleniyor. Bu çalkantılı dönemden geçen Orta Asya’nın kalbinde Kabil’de Amerikan elçiliğinde patlayan bomba, NATO saldırıları ve Burhaneddin Rabbani suikastı, son olarak gerçekleşen Pakistan’da hükümet yanlısı aşiret lideri Malik Nur Muhammed’in evine yapılan saldırı bölgede tansiyonu zirveye çıkarmış durumdadır.
Özellikle Rabbani suikastı, Afganistan’da farklı aşiretler arasında hâlâ tartışma konusu olurken kimi Afganlıya göre mücahit olarak nitelendirilip bazı Afganlılara göre, Sovyetler dönemindeki aktörlerden biri olarak yorumlanıyor olması Af-Pak’taki karışık yapıyı gözler önüne seriyor. Her ne olursa olsun Rabbani çok fazla siyasî gücü olmamasına rağmen bölgede ismi ve adı geçen toplumsal tabana meşruiyetini kabul ettirmiş kamu adamıydı. Bu toplumsal tabana etki edebilen kanaat önderinin suikast sonucunda öldürülmesi Afganistan’daki toplumunu çileden çıkartmış durumda. Afgan yönetimi suçu üstlenen Taliban’a karşı tedbir alırken, Pakistan istihbaratının bu olayı gerçekleştirme ihtimalini gözden kaçırmamaktadır.
Obama Af-Pak’ta büyük bir çıkmazda
Af-Pak bölgesi Obama ve ekibi için büyük bir açmaz teşkil etmektedir. Çünkü, 2012 başkanlık seçimleri öncesinde yeni bir Vietnam sendromu yaşamamak adına elinden geleni yapan Obama ve ekibi bu problemi tam anlamıyla ortadan kaldırabilmiş değil. Buna istinaden Afganistan seçimleri sonrasında bile istenilen ortamı bulamayan Beyaz Saray, farklı tabanlı aşiretlerin güvenlikleri (Taliban korkusu) nedeniyle diken üstünde yer alıyor.
Obama’nın danışmanlarından olan Zbigniew Brzezinski’nin ’iç çatışmalara karşı hassas’ olarak tanımladığı bu bölgede Keşmir ve Peştun nüfusu gibi kültürel ve etnik unsurlar ülkeleri birbirine eklemsel olarak bağlar iken herhangi bir ülkenin kötü gidişatı bölgeyi etkileyebilmektedir. Beyaz Saray’ın bir diğer problemi ise Pakistan’ın İslam ülkeleri içerisinde tek nükleer güce sahip olmasıdır. Nükleer gücünün yanında Endonezya’dan sonra gelecek nüfusun dinamizmini de barındıran Pakistan için Amerika hayati önem arz etmekte.
Zira Afganistan’a geçen NATO konvoylarına verilen geçiş izni bu ülkeden sağlanmaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında Obama ve ekibinin Pakistan’da yeni unsurları da göz önüne alarak ılımlı politika izlemesi elzemdir. Özellikle, Hillary Clinton’ın son Güney Asya ziyareti kapsamında bölge için çeşitli görüşler ifade etmesi Obama’nın bu açmazı çözüme ulaştırmada ısrarcı olduğunu gözler önüne sermektedir.
İslamabad’a uyarı, Kabil’e destek mahiyetindeki bu ziyaret Afgan lider Karzai’nin daha önceden Pakistan’a atıfta bulunarak yaptığı açıklamaları düzeltmek ve konuyu netleştirmek anlamındaydı. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamındaki ilk duraklarından olan Kabil’in yeni Amerikan politikalarını ne derecede anlayacağı da kuşku barındırmaktadır. Zira Rabbani sonrasında barış umudunu yitiren Kabil yönetimi için ABD memnun olmamaktadır.
2014’te hiçbir Amerikan askerinin olmayacağı bölge için Beyaz Saray aktörleri uzlaşı ve müzakereden yana tavır takınırken diğer yandan Taliban içerisindeki barış güvercinlerini de ürkütmemeye ve yabancılaştırmamaya özen gösteriyor. Bu nedenle şu anki Washington politikası hem siyasî süreci hem de askerî süreci birlikte yürütmekte kararlı gözükmektedir. İkinci durak olan İslamabad’a uyarı niteliği taşıyan ziyaretin ana çizgileri Afganistan’ın egemenlik vurgusu ve coercive diplomacy (zorlayıcı diplomasi) örneğinin en görülür şekliydi.
Zira Taliban’a bağlılığı ile bilinen Hakkani Grubu’na işaret eden ABD, Pakistan İstihbarat Servisi’ni (Inter-Services Intelligence-ISI) de bu gruba destek vermekle suçladı. Bu ziyaretin Clinton’ın yanında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey ve Merkezi Haberalma Teşkilatı (Central Intelligence Agency- CIA) Başkanı David Petraeus ile yapılması bunu kanıtlar nitelikte. Pakistan’ın itham altında bırakılan konularda son zamanlarda gerçekleşen saldırıların ne derece Pakistan ile ilişkilendirme meselesi de, şüphe ve güçlük uyandırdığı gibi tartışılması gereken bir diğer konudur.
Yeni Af-Pak stratejisi başarılı olabilir mi?
ABD’nin bölgede Pakistan’ın kabiliyeti konusunda kuşkularını giderecek açıklama geçtiğimiz aylarda Senato’da eski ABD Genelkurmay Başkanı Mike Mullen’ın yaptığı açıklamada açık şekilde görüldü. Clinton’ın son Güney Asya gezisinde de dikkat çekilen bu konu, Pakistan İstihbarat Servisi’nin (ISI) Taliban ve Hakkani örgütü ile işbirliği içerisinde bulunduğu ve örgütlerin uzantılarının Pakistan devleti sınırları içerisinde olduğuna dikkat çekilmişti.
Tüm bu açıklamalar ve Afganistan’da gelişen olaylarla suçlar tavrı bölgedeki tansiyonu daha da artırmıştı. Aynı şekilde eylül ayları sonlarında ABD Dışişleri Sekretaryası’ndan Mark Toner’in ’Kuzey Pakistan’da teröristlerin güvenli yeri haline geldiği’ ifadeleri Amerika’nın Af-Pak stratejisinde yeni politikaya mı gidiyor şüphelerini artırdı. Zira Obama ekibinin son dönemde bölgenin büyüyen iki gücü Hindistan ve Çin’i dengelemek adına uygulamaya koyduğu politika Pakistan’ı rahatsız etmektedir. Özellikle geçtiğimiz aylarda Afganistan üzerinde artan Hindistan etkisiyle, ABD’nin Çin’i dengelemek adına Hindistan ile sıcak diplomasisi Pakistan ordusunun Beyaz Saray’a sitemine neden olmuştu.
Afganistan’da süregiden bu kültürel ve etnik Hint eğilimi Pakistan’ı rahatsız ettiği gibi soruna iç politikasından ayrı bakmamasına neden olabilmektedir. Bu sebeple Hint politikalarına karşı Afgan merkezli radikal İslam’ı kullanmak Pakistan için normal politik argüman olarak görülmektedir. Bu sorunsalın çıkmazı ise Keşmir nüfusudur. Zira bu konu üzerinden problemin uluslararası platforma taşınması ihtimal dahilindedir. Ancak buna Hindistan bir türlü yanaşmıyor.
Hindistan, Pakistan ile olan ilişkilerinde tek taraflı bir izolasyon izlerken, Keşmir konusunda polemiğe girmekten kaçındığı gibi Amerika’yı bu konuda devre dışı bırakmaya kararlı görülüyor. Keşmir konusunda dış politikada temel paradigma haline gelen değişmezlik çözülmedikçe iki tarafın sorununa çözüm sağlanamayacaktır. Bunu iyi gören ABD yönetimi, Keşmir başta olmak üzere Hindistan-Pakistan çatışmasını tetikleyebilir. Olası çatışma sonucunda Hindistan karşısında Pakistan iki seçeneğe mecbur bırakılabilir. Bu seçenekler Hindistan tehdidi öncesinde Pakistan’ın ayrışması ve nükleer faaliyetlerini durdurma isteği olacaktır. Zira, Pakistan’ın nükleer silahlarının ilerleyen yıllarda radikal İslamcı kesimin eline geçmesinden korkan ABD, bölgede yeni bir İran istememektedir.
Obama’nın İran-Pakistan’ı çevreleme politikası
1948 yılından itibaren Pakistan karşıtı ayrılıkçı eylemlere sahne olan Belucistan bölgesi, Pakistan ve İran hattı için sorunsal nitelik taşımaktadır. Özellikle, Amerika’nın İran’a uyguladığı izolasyonist politikalar, Amerikan yönetiminin Pakistan üzerindeki planlarının yoğunlaştığı gibi stratejik bölgelerin tıpkı SSCB’de olduğu gibi çevrelemeye (neo-containment) gittiğini görmekteyiz. Geçtiğimiz haftalarda İsviçreli turist çiftin Belucistan’da "seyahat ederken" Taliban tarafından kaçırılmasının ardından, Amerikan medyasında çarpıcı haberler yer almaya başlamıştı.
Bunlardan birisi eski ordu komutanı Mike Mullen’ın eyalette referandum yapılması iddiası olmuştu. Pakistan’ın önde gelen gazetelerinden olan Frontier Post haberine göre, Mike Mullen geçtiğimiz temmuz ayında Pakistanlı yetkililerle yaptığı görüşmede, "Bölgedeki Taliban terörü engelleyemiyorlarsa Belucistan eyaletinde halk oylaması yapmak zorunda olduğu" iddiaları bölgede değişik oluşumlara gidildiğinin iddialı örneklerinden. Belucistan, İran-Pakistan arasında stratejik bölgede olduğu kadar son zamanlarda yükselen Çin’in dengelenmesi adına enerji hatlarının kontrolü için önemli yerlerden birisidir.
Zira, Belucistan’dan geçen rakip iki boru hattından ilki olan IPI (İran-Pakistan-Hindistan) hattı ile TAPI (Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan) hatları üzerindeki stratejik hesaplar ABD-İran-Pakistan-Rusya’yı gösteriliyor. Belucistan yönetiminin ise, Pakistan aleyhinde kampanyalar yürütmesi ’bölge yeni bir Darfur’a mı gidiyor?’ endişesi uyandırırken, ABD’nin daha önceleri bölge için Ladin ve Zevahiri çıkışları akıllara (Clinton’ın son ziyaretinde de dile getirdiği) "savaş, konuş, inşa et" stratejisini getirmektedir.
İstanbul’da gerçekleşen Afganistan-Pakistan zirvesinin son dönemde iki devlet arasındaki gergin ortamı daha ılımlı bir evreye dönüştürdüğü söylenebilir. Afganistan lideri Karzai ve Pakistan lideri Zerdari ve Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün samimi diyaloglarıyla geçen zirvede liderlerden gelen ortak mesaj, ilerleyen aylarda Türkiye’nin Af-Pak’ta gerginliklere müsaade etmeyeceğinin kanıtı niteliğinde.
Afganistan ile Pakistan arasındaki sorunların temelinde tarihsel ve stratejik sorunların ele alındığı zirveden çıkan uzlaşmacı kararlar; bölgede daha açık diplomasinin olması, Afganistan ve Pakistan’ın ortak terör mücadelesi, Rabbani suikastı için ortak komisyon kurulması konusunda anlaşıldı. Türkiye, İstanbul’da gerçekleşen bu zirve ile problemlerin giderilmesi ve sağlıklı inisiyatif alınması konusundaki düşüncesini açık şekilde gösterdi. Zira her iki ülkeyle de yakın ilişkilere sahip Türkiye’nin, bölgede gizli gündeminin olmaması önemli konu başlıklarından.
* Praxıs Düşünce Enstitüsü, Zaman
ABD’nin yeni Pakistan stratejisi! :
Google'da Ara
ABD’nin yeni Pakistan stratejisi!